Modern tıp kronik hastalıklara cevap vermiyor. Şeker, romatizma, alerjik hastalıklar, tansiyon; özellikle hipertansiyon, psikolojik hastalıklar ve nörolojik hastalıklar; panik atak ve depresyon bunlardan en çok bilinenleri. Günümüzde bunların nedeni araştırılmadan baskılama yolu seçiliyor.

Modern tıp kronik hastalıklara cevap vermiyor. Şeker, romatizma, alerjik hastalıklar, tansiyon; özellikle hipertansiyon, psikolojik hastalıklar ve nörolojik hastalıklar; panik atak ve depresyon bunlardan en çok bilinenleri. Günümüzde bunların nedeni araştırılmadan baskılama yolu seçiliyor. Modern tıp her ne kadar çaba gösterse de yetersiz. Yapılan tedaviler sonunda hastalıklar geçmediği gibi daha da kötü hale geliyor. Bu nedenle son zamanlarda farklı tedavi yöntemleri (bütüncül tıp) seçme yoluna giriyoruz.

Bu konuyu Şifahane doktorlarından Dr. Recep Çelik bir makalesinde şöyle özetliyor; “Günümüzde, hastalıkların tedavisinde bütün dünya hekimleri tarafından kabul edilen bilimsel yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemler kısaca medikal, cerrahi ve diğer tedavi yöntemleri olarak üç ana başlık altında toplanabilir. Bu tedaviler genellikle hastalığın sebebine yönelik olmaktan çok, ortaya çıkan sonucun tedavisine yöneliktir. Örneğin belli bir yaştan sonra birçok insanı etkileyen hipertansiyonun (yüksek tansiyon) sebebi kesin olarak ortaya konulamadığı için, hastalığın % 80 gibi çok ciddi bir kısmı esansiyel (sebebi bilinmeyen) olarak kabul edilmekte, dolayısıyla tedavisi de sebebin ortadan kaldırılmasından çok, yükselen tansiyonu düşürmeye yönelik olarak yapılmaktadır. Bu ilaçlar içinde kalsiyum kanal blokerleri, idrar söktürücüler, beta blokerler sayılabilir. Böylece bu hastalar hayatları boyunca ilaç kullanmaya mahkum edilmektedir. Kaldı ki hastalıkların tedavisinde kullandığımız ilaçların hemen hepsinin bir yan etkisinin olduğu düşünülürse, bir yandan hastalığı tedavi ederken, diğer yandan vücudumuzun başka yerlerinde sorunlar ortaya çıkmasına neden olmaktayız. Sağlıklı bir hayata ne dersiniz? Hastalıkların tedavisinde en sık kullanılan ikinci tedavi yöntemi olan cerrahi ise hastalığı ortadan kaldırmadığı gibi, hastalıklı organı kesip çıkararak durumu daha da vahim hale getirmektedir. Örneğin safra kesesinde taş olan bir hastanın, tedavisi safra kesesi çıkarılarak yapılmaktadır. Operasyondan sonra sorun çözülse de, uzun vadede çıkarılan safra kesesinin eksikliğinin vücutta ne gibi sorunlara yol açacağının üzerinde çok fazla durulmamaktadır. Aynı şekilde, kalbi besleyen koroner damarlarda daralma olan bir hasta ameliyat edilerek damarları değiştirilmekte, ancak yine damarlardaki daralmanın nedeni tam olarak ortaya konulamamaktadır. Her iki örnekte de hastalığı ortaya çıkaran sebep kesin olarak belirlenemediği için bu hastalıkların ortaya çıkmadan önlenmesi için herhangi bir işlem yapılamamaktadır. Etyolojiye yönelik çeşitli teoriler olsa da hala birçok hastalığın sebebi bilinmemektedir.

“İLK İŞ BESLENME”

Cerrahi müdahaleye fırsat vermeden sağlıklı yaşamak mümkün. Koruyucu hekimlik adına, bazı hastalıklar oluşmadan önce önlemler (aşı vs.) alınmaya çalışılmaktaysa da, günümüzde insanlığı etkileyen birçok hastalığın (kalp hastalıkları, kanser, şeker vs) nedeninin belirlenmesi ve ortadan kaldırılması için yapılan çalışmalarda çok fazla yol alınamadığı görülmektedir.Bağışıklık sistemimiz güçlendirmek elimizde. Bu nedenle meslek hayatım boyunca yaptığım çalışmalarda, hastalıkların bilinen klasik tedavisi yanı sıra, hastalığın esas nedenini belirlemeye çalıştım. Sonuçta birçok hastalığın sebebinin insanın fıtratına (doğasına) aykırı yaşaması ve beslenmesi olduğunu gördüm. Bu nedenle bütün hastalıkların tedavisinde öncelikle yapılması gereken, hastaya uygulanacak bazı testlerle kişinin yapısının belirlenmesi ve fıtratına(doğasına) uygun olmayan maddelerin belirlenerek vücuttan uzaklaştırılmasıdır. Ayrıca, günümüzde insanlığı tehdit eden birçok hastalığın kökeninde çevresel faktörlerin etkili olduğu, giderek daha çok dile getirilmektedir.

“ÇEVRESEL TOKSİNLER”

Yakın çevremize baktığımızda, belirli bir yaşın üzerinde olup da, çocukluk dönemlerinde daha doğal ve daha sağlıklı beslenen insanların vücutlarının bizlere oranla daha sağlam olduğunu görebiliriz. Ne yazık ki bizler veya çocuklarımız onlar kadar şanslı değil. Gerek günlük hayatta maruz kaldığımız çevresel faktörler ve gerekse tükettiğimiz gıdaların kullanım ömürlerini uzatmak için ilave edilen koruyucu maddeler sağlığımızı ciddi anlamda bozmaktadır. Bu nedenle yapılacak ilk iş, mevcut hastalığımıza neden olan etkenin belirlenip, mümkün olan en kısa sürede vücudumuzdan uzaklaştırmaktır. Böylece yaşadığımız hastalık ne olursa olsun mutlaka şifa bulacaktır. Bunun yanında insan vücudunun doğasında olan kendini tamir etme ve iyileştirme yeteneğinin ortaya çıkarılması veya güçlendirilmesi de uygulanacak tedavinin bir parçası olmalıdır.

“HASTALARIMIZA SON ÇARE DEĞİL HEP ÇAREYİZ”

Kliniğimize başvuran hastaların çok önemli bir kısmını, mevcut hastalığının tedavisi için birçok doktora başvurmuş ve çeşitli tedavi yöntemlerini denemiş, ancak sonuç alamamış hastalar oluşturmaktadır. Bu nedenle hastalığınız için birçok tedavi yöntemini denemiş olmanıza rağmen sonuç alamamışsanız, kliniğimizde uygulanan tedaviler konusunda bilgi alınız. Halen kullanmakta olduğumuz tedavi yöntemi ile birçok hastalığın (cilt hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları ve diğer birçok hastalık) tedavisi, hastalık bir daha tekrarlanmamak üzere yapılmakta ve kesin sonuçlar alınmaktadır.

“TEDAVİLERİMİZDE EN ÖNEMLİ UNSUR HASTAYA HİÇBİR ŞEKİLDE ZARAR VERMEMEKTİR”

Bunun için kliniğimize başvuran hastalara ilk olarak Biyorezonans yöntemi kullanılarak çeşitli testler yapılmakta ve elde edilen sonuçlara göre insanların beslenmeleriyle ilgili yanlışlıklar tespit edilmekte ve buna yönelik uygulamalarda bulunulmaktadır.

“DOĞRU TESPİT VE DOĞRU TEŞHİS, DOĞRU TEDAVİYE GÖTÜRÜR”

BİZLER KİMİZ?

Operatör Dr. Hüseyin KAN

1977 senesinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi, 1979 senesinde aynı fakülteden genel cerrahi uzmanı olarak mezun oldu. 20 sene Alanya Devlet Hastanesi’nde başhekim olarak görev yaptı. Sonra özel sektörde çalıştı, bu süre zarfında bütüncül tıbba ilgi duymaya başladı. Çalışmalarını bütüncül tıp üzerinde yoğunlaştıran Op. Dr. Hüseyin KAN ozonla tedavi kurslarına devam edip, ozon terapi sertifikalarını aldı. Şu an ozon terapileri üzerine çalışmalarına devam etmektedir.

Dr. Recep ÇELİK

1980 yılında ODTÜ kimya mühendisliğinde üniversite eğitimine başladı. Sonra buradan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine geçti. Uzun süre hekimlik görevini sürdüren Dr. Recep ÇELİK, 20 sene önce akupunkturla tanışınca araştırmalarını bütüncül tıp üzerinde yoğunlaştırdı. Yurt dışında çeşitli zamanlarda akupuntur, sülük, hacamat, aqua terapi, biyorezonans terapisi kurslarını tamamladı. Şu an çalışmalarını besin intöleransı ve çevresel toksinler üzerine yapmaktadır.

Gökçe ÇELİK

2011 senesinde Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü bitirdi. Bir süre araştırmalarını karaciğer rejenerasyonu ve kök hücre tedavileri üzerine yürüttü. Daha sonra ODTÜ genetik bölümünde ilaçların kimyası ve insan üzerine olan etkilerini çalıştı. İki sene Amerika’da kanser üzerine araştırma yaptıktan sonra, naturel tedavi yöntemlerini araştırmaya başlayarak kinesioloji alanında eğitim aldı. Halen kinesioloji üzerinde çalışmalarına devam etmektedir.

ALANYA HABER AJANSI

HEMEN DOKTORUNUZA SORUN

Please enter your comment!
Please enter your name here